13 Haziran 2012 Çarşamba

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 2-4

BÖLÜM 2-4
Kabus daha da kötüleşmeye başlamıştı. Küçük kıza saldıran adamlara benzeyen tipteki insanların birkaç tanesi evin etrafında geziyor, bir kaçı yan apartmandan içeriye giriyorlardı. Peki benim ve ailemin yaşadığı apartman? Buraya girmiş olabilirler miydi? Öğrenmenin tek yolu kapıdan içeri girmekti. Öyle çok yorulmuştum ki , alnımdaki damarların şiştiğini hissediyordum. Bir kaç saniye içinde giriş kapısına ulaştım. Hay aksi! Olacak iş değil. Kapı kapalıydı. Hemen zile bastım vediğer elimle cebimi karıştırarak cebimdeki birkaç bozuk para ile birlikte anahtarlığımı çıkarttım, anahtarlardan birini tutup hafif sallayarak terleyen elime yapışan bozuk paraların düşmesini sağladım. Bir iki anahtar dışındaki bütün anahtarlar birbirinin aynıydı. Şansıma bir iki denemeden sonra kapıya uyan anahtarı bulmuştum. Hemen içeri daldım. Apartmandan kimin olduğun bilmediğim çığlık sesleri geliyordu. ilk işim asansöre koşmak oldu. Asansör birinci kattaydı ve aşağıya inmesi zaman alırdı. Bu durumda en iyisi merdivenleri kullanmaktı
Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 2-3

BÖLÜM 2-3
Bütün bu yaşanan kargaşa yaşadığım yerin hemen üç dört sokak ötesinde gerçekleşiyordu ve evimin hemen yanında da bu adamlardan onlarca olabilirdi ve küçük kıza yaptıklarının aynısın aileme yapabilirlerdi. Böyle bir günde herşey mümkündü. Hiçbir şeyi riske atamazdım. Bir an önce buradan uzaklaşmalı ve bunu olabildiğince çabuk yapmalıydım. O an büyük bir güç ve cesaretle dolup taştığımı hissettim. Zayıflayan ve titreyen dizlerime yeniden bir güç gelmişti. Yumruklarımı sıktığımı ve ayaklarımı yere olabildiğince sağlam bastığımı hissettim. Farkında olmadan vücudum bütün hazırlıklarını yapmış bir mermi gibi fırlayarak koşmaya hazırlamıştı beni. Bulunduğum yerin tam sağında uzunca hafif yokuşu olan bir sokak, sonunda ise boş bir arazi ve hemen bitiminde de evimiz. Evet işte kestirme bir yol. Bir an önce oraya ulaşmalıydım.


Bütün gücümle koşmaya başladım ve son bir kez arkaya baktım. Ana yoldan geçen onlarca araç gözüme ilişti. Ana yolun günün bu saatinde bu kadar yoğun olması bir hayli ilginçti. Aslında hiç bu kadar yoğun görmemiştim. Bir yandan koşuyor bir yandan da ana yoldaki kalabalık trafiğin nedenini düşünüyordum. Sanırım insanların yukarıya doğru kaçmasının sebebi ana yoldaki o müthiş trafikti. O kadar çok araç seyir halindeydi ki, bir insanın durmaksızın geçen onlarca arabanın arasından karşıya geçmesi imkansızdı. Bütün bu kalabalık sırf bu nedenle geldiğim istikamete doğru kaçıyorlardı. Sokağın sonuna gelmiştim. İşte evim. Tam karşımda duruyordu... Evime ulaşmam taş çatlasa 2 dakikamı ancak alırdı. Boş arazideki büyük dikenlerin ve taşların üzerinden atlayarak , kah çukurlara takılarak sonunda evime gelmeyi başardım.

Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 2-2

BÖLÜM 2-2

Çarpmanın etkisiyle ikimizde yere düşmüştük, bana çarpan kişinin kim olduğunu anlamak için gözlerimi adamın yüzüne çevirdim, karşımda orta yaşlı, beyaz sakallı , bıyıkları siyaha boyanmış. siyah iri gözleri olan, orta boylarda bir adam duruyor ve boş gözlerle bana bakıyordu, Birkaç saniye birbirimizi süzdükten sonra, adam düştüğü yerden hızla kalkarak koşmaya devam etti. Ben ise hala yerdeydim ve etrafı izliyordum. Bu sırada yanımdan koşarak geçen insan sayısı hızla artmaya başlamıştı. Kalabalığın büyük çoğunluğu geldiğim yöne doğru koşarak kaçmaya çalışıyor, anneler çocuklarının kollarından sürükleyerek kaçışıyor, kimi erkekler evlerinden topladıkları birkaç eşya ve aileleri ile birlikte arabalarına biniyor ve hızla bulundukları yerden ayrılıyorlardı.

Oturduğum yerde bir süre öyle kaldıktan sonra ayağa kalktım. Kafamı sağımdaki sağa doğru çevirdiğimde iki insanın tek katlı sıvaları dökülmüş , bahçesinde bir iki meyve ağacı olan müstakil bir evin bahçesinde duran küçük bir kızı parçalamaya başlamalarını görmemle düştüğüm dehşet iki katına çıkmıştı, aman Allah'ım bu nasıl olabilirdi? Neden kimse bu küçük kıza yardım etmiyor ve kaçıyordu. İnsanların bu derece korkmasına ve çıldırmışcasına kaçışmalarına neden olan ne olabilirdi? Peki, ben ne yapmalıydım? kaçmalı mıydım? yoksa orada öyle beklemeli miydim? Korkudan ne yapacağımı şaşırmıştım, Bütün bunları düşünürken zavallı küçük kıza yardım etmem gerektiğine kanaat getirdim ve birkaç adım yaklaştım, adımlarımın sayısı fazlalaştıkça manzara daha da netleşmeye başladı. Bu haldeyken küçük kızın kalbinin atması imkânsızdı. Çoktan ölmüştü bile. Hemen aklıma küçük kızım ve eşim geldi Ailemi korumalıydım!!!
Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 2-1

BÖLÜM 2-1
Kalan 10 adımlık mesafeyi normal adımlarla yürüyerek sokağın sonuna vardım. Karşımda büyük sayılabilecek bir kalabalık vardı, gördüğüm manzara yorgunluktan küçülen gözlerimin bütün ayrıntıları görebilmem için gayri ihtiyari büyümesine yetmişti. Cereyan eden bu kargaşanın hiçbir ayrıntısını kaçırmak istemiyordum. Herkes bir tarafa koşuşturuyordu. Bazı insanlar evlerin camlarından atlıyordu, tam bir kaos ortamı hakimdi. Çığlıklar arasında koşan çocuklar, kırılan pencereler, bağıran, ağlayan, feryad eden insanlar... Öylece dona kalmıştım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Bu gördüğüm manzarada neyin nesiydi? Bir film seti olabilir miydi acaba? Ya da bir şaka? Her şey olabilirdi, ama şaka olması imkânsızdı.

Bütün bunları düşünürken bir anda kendimi kalabalığın ortasında buluverdim. Eli yüzü kan revan içinde, yerde yatan insanları görünce tarif edilemeyecek derecede dehşete kapılmıştım. İçimden kesinlikle bir film seti olmalı dedim. Ya da bu gerçekten bir rüyaydı,. Daha önce de yaşadığım gibi uyandığımda herşey bitecek, bütün bu olanların rüya olduğuna şükredip normal hayatıma yeniden devam edecektim. Bu arada yanımdan hızla koşan orta yaşlı bir adamın sertçe çarpmasıyla, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir olayla karşı karşıya olduğumu fark ettim.

Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 2

BÖLÜM – 2
Muhtemelen yine müdürden azar işitecektim, çok geç kalmıştım çünkü. Ama bu durum pekte umurumda değildi. Sokağa adım attığım andan itibaren kısacık bir zaman içinde karşılaştığım bu garip olayların nedenini sorgulamaya devam ediyor, gözlerimi bir an bile kıpırdatmadan boş gözlerle alışkanlığımın rehberliğinde başka bir dünyada ilerlemeye devam ediyordum. Belli ki bu gün normal bir gün değildi ve her bir adımım başka bir sürprize gebeydi. Bir iki sokak öteden kulağıma gelen bir takım sesler girdiğim dünyadan çıkmama neden oldu. İrkilip boş gözlerimi sesin geldiği yöne çevirdim, ancak seslere anlam hiçbir anlam veremedim. Daha çok gürültüye benziyordu, hiç düşünmeden yürüdüğüm yoldan karşıya geçtim ve sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladım. Yaklaştıkça sesler netleşmeye başladı, gördüğüm ilk köşeden sağa döndüm ve uzun ve dar bir sokağa daldım.

Sokağın ucunda birkaç kişi geldiğim yönün tam tersine, yukarı doğru koşuyordu, bu çok garipti, seslerden anlaşıldığı üzere kalabalık bir gurup olmalıydı. Oldukça yaklaşmıştım, yaklaştıkça heyecanım artıyordu, farkında olmadan kulağıma gelen seslerin şiddetiyle doğru orantılı olarak koşarcasına yürümeye ve hedefe bir an önce varma hevesiyle yavaş yavaş koşmaya başladım. Kısa bir koşudan sonra dikkat çekmemek için sık ve hızlı adımlarla tekrar yürümeye devam ettim. Evden çıktığımdan beri kimse ile karşılaşmamıştım, tedirgin olmam için herhangi bir sebep yoktu. Bu nedenle tekrar koşmaya başladım. Hem koşuyor, hem de çok yakınımda olan sokaktan gelen seslere kulak veriyordum. Aynı zamanda evlere, arabalara ve bahçelere göz atarak, herhangi bir aksilik olup olmadığını kontrol ediyordum. Sonunda sokağın ucuna yaklaşık 10 metre kadar mesafe kala durdum. Sesleri duyduğum andan itibaren vücudumda gezen adrenalin kalp atışımı hızlandırmıştı Birde üzerine yapılan bu koşu işin tuzu biberi olmuştu. Yorulmuştum. Derin bir iki nefesten sonra, beynimin ve dizlerimin karıncalandığını hissettim. Çok fazla sigara içiyordum. Daha önce yüzlerce kez söylediğim sözü tekrar ettim “bırakacağım”.

Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 1-4

BÖLÜM 1 -4


Evdeki odaları dikkatlice tek tek dolaştım ancak hepsi boştu. Ev bir hayli dağınık vaziyetteydi, her tarafta ev halkının elbiseleri vardı, mutfaktaki yiyecekler yere serpilmiş, çekmeceler dağılmış durumdaydı. İnsanlar sanki alelacele bir yere gitmişlerdi. Çaresiz evden çıktım ve etrafı biraz daha kolaçan ettikten sonra, kapısı açık olan diğer evlere girme cesaretini kendimde bulamadan, aklımda oluşan bir sürü soru işareti eşliğinde kafamda tam da oluşturamadığım yarım yamalak soruların cevabını bir an önce bulma ümidiyle tekrar yola koyuldum. Sokaklardaki bu garipliğin bir anlamı olmalıydı, neden sokaklarda kimse yoktu, bu evler neden boştu. Evimin yakınlarında oturan ve öğretmen olan yakın dostum Serdar' ı arasam mıydı acaba ? Bu düşüncenin mantıklı olup olmadığını anlamak için saate tekrar baktım saat 09:07 yi gösteriyordu. Serdar bu saate öğrencilerine ders veriyor olmalıydı, bu nedenle Serdar' ı aramaktan vazgeçtim ve yürümeye devam ettim.



Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.

ÖLÜLER ŞEHRİ -City ​​of the Dead BÖLÜM 1-3

BÖLÜM 1-3

Her zaman yaptığım gibi sakinleşmek için bir sigara yaktım ve evin karşısında bir süre o halde öylece bekledim. Sigarayı o kadar hızlı içmiştim ki bir anda bitivermişti. Sabahın bu saatinde ikinci bir sigarının sağlığa iyi gelmeyeceğini düşünerek tekrar bir sigara yakmaktan vazgeçtim. Zaten heyecanımı azaltmamış aksine sokaklardaki bu sessizlik heyecanımı büstün ikiye katlamaya yetmişti. Merakıma yenik düşüp tedirgin ve yavaş adımlarla eve doğru yönelmeye karar verdim.

Bahçenin kapısına geldiğimde içeri girip girmeme konusunda yaşadığım birkaç tereddüt sonrasında evin etrafını dolaşmanın ve sonra içeri girmenin daha doğru olacağını düşünerek evin etrafında bir tur atmaya karar verdim. Yaptığım kısa bir gezinti sonrasında cesaretimi toplayıp bahçenin kapısından içeri girip kapıya doğru yöneldim, bir iki saniye kapının önünde bekledikten sonra başımı hafifçe içeri doğru uzattım, evde kimse yok gibiydi, bu durumu teyit etmek için yaşadığım heyecan nedeniyle çokta gür olmayan bir tonla
- “merhaba, günaydın , kimse yok mu” ? Kimse cevap vermiyordu.

İçeriden herhangi bir tepki gelmemesi üzerine deli gibi artan merak, heyecan ve korku eşliğinde kendimi istemeyerek de olsa evin içinde buldum. Bu arada kafamın içinde bir sürü düşünce geçiyordu, içeriden bir adam çıksa ve ne işin var diye bana çıkışsa ne yapar adama ne söylerdim? Ama artık çok geçti hiç tanımadığım birinin evindeydim kendi kendime ne yaptığımı sorgulayarak ve bütün cesaretimi toplayarak evde sessiz ve küçük adımlarla gezintiye başladım. 


Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazar Hüseyin TOMUK' un kendisine aittir.